11 Tem 2007

Hakan Karahan ‘doğası gereği’ reddedici! Bir ofiste oturmaktan sıkıldığı için 21 yıl sonra yöneticiliği bırakıp gitmesini buna örnek gösteriyor. Haftada 4 gün halter ya da aikido yapıyor, yoksa depresifleşiyor! Yaşlandığı için aikidoda gençlerden ’sıkı’ dayak yiyor; “O dayağı yemek iyi geliyor bana” diyor. Robert Kolej’den arkadaşları artık ‘köfte’ olduğu için aralarında yakışıklı ve dinç kalmak çok hoşuna gidiyor… Kolundaki dövmeler aslında Japonca dualar; 17 yıl önce aikidoya başladığında Japon hocalarından görüp yaptırmış, savaşları bu dövmeler sayesinde kazandıklarına inanırlarmış. “Ama bir boka yaramadı, fizik terapiye gidiyorum” diyerek kendiyle eğleniyor. Onu, yazdığı kitapların dışında ‘Sağır Oda’ dizisinden de tanıyoruz. Önce senaryo ekibinde yer aldı, sonra ‘Oğuz Bey’ karakterini hayata geçirdi. Dizide babasının ismiyle oynayan Karahan, kitaplarında da kardeşinin ismini kahramanına verdi; yani Sinan Dorukan’a… Hakan Karahan, Altın Kitaplar’dan çıkan yeni kitabı ‘Kıyamet Haritası’nda ise bir komplo teorisiyle karşımızda…

* Çok yorgun görünüyorsunuz… Çok yoğun 10 ay yaşadım. ‘Sağır Oda’nın 19 bölümünde senaryo grubundaydım, yazmakla kalmayıp dizide de oynadım. Sıfır tecrübeydim. Haftanın beş günü çekim vardı, altıncı gün montaj, müzik ve diyaloglar konuyor, yedinci gün de siz seyrediyorsunuz… O arada öbür senaryoyu yazıp tartışıyoruz. Hep bir stokla gittik. Siz 32′yi seyrettiğinizde biz 33′ü son anda sete yetiştiriyorduk.

* Niye oynadınız peki? Ben sekizinci bölümde girdim diziye. Dizi tek kişi (Aras Dağlı) gidiyordu, onu bir uzmanın daha desteklemesi, sırt vermesi lazımdı. Soner Yalçın, “Ya kendine bir karakter yaratıp oynasana… Burada zaten uzun mesailer veriyorsun, alt tarafı nasıl oynayamadı deyip, kah kah kih kih güleceğiz. Bu da bir anı olacak” dedi.

* Eğlenmek için mi yaptınız yani? Tabii ki hayır. Project gurubu Cüneyt Özdemir ve Soner Yalçın öyküyü kurmuşlar, her şeyi hazırlamışlardı. Deste deste karakter analizleri yapılmıştı…

* Daha evvel tanışıyor muydunuz Soner Yalçın’la? ‘Merhabam’ vardı. Bana telefon açtı; “Sen polisiye yazarı değil misin, gel şunu yaz” dedi. Gittiğimde jenerik hazırdı. Türkiye’de diziden güzel jeneriği olan tek diziydi bence. O jeneriği görünce hayran kaldım ve dedim ki, “Hemen, araştırmalarımı yapıyor ve yazıyorum.” BENDEN AŞK ROMANI ÇIKMAZ

* Ve sonra da kalkıp kitabınızda komplo teorisi yazıyorsunuz… Bu kadar zaman bir adam ‘Irak, Musul, Kerkük ve Türkiye’ye ne oluyor, üstüne oynanan oyunlar nedir?’ diye araştırırsa… Böyle bir dizinin içinde yoğurulursa… E benden aşk romanı çıkmıyor, komplo teorisi romanı çıkıyor!

* İki kitabınız ‘19′ ve ‘Azrail’ gibi bu da polisiye değil! Evet değil. Ama Türkiye’de polisiye rafında oturuyor maalesef romanlarım. Halbuki suç romanı benimki. Ben bankacılıktan ve sermaye piyasalarından geldiğim için hep bir finansal suç var, bu finansal suçtan dolayı büyük paralar kazanıldı ya da kazanılacak ya bunu önleyen biri var, o önleyen kişiyi ortadan kaldırmaya çalışan bir grup var ve devreye benim kahramanım giriyor. Ondan sonra cinayetler, aşklar başlıyor. Hatta o suç romanı kendi içinde reenkarnasyona, hayatın anlamına, psişik güçlere dönüyor.

* Çok karışık… Bilerek yapmıyorum, öykü aklımdan öyle gidiyor.

* Akıl çok karışık yani… Kelime kelime düşünmekten ziyade fotoğraf fotoğraf gören bir akıl benimki. Yazacağım şeyleri film izliyor gibi görüyorum. Eskiden beri böyle…

* Ne kadar sürede yazdınız? Üç-üç buçuk ayda yazdım. Ondan önceki beş ayda yaklaşık 37′ye yakın kitap okudum, ay ne saçma kitaplar okudum ama… O kitaplardan anlayabileceğim şekilde bir okul defterini önlü arkalı doldurdum, not tuttum. Benim kitabıma kaynak olmuş çok önemli bir kitap da vardı tabii; Dr. Sait Yılmaz’ın 864 sayfalık ‘21. Yüzyılda Güvenlik Ve İşlem’ kitabını okumak bir buçuk ayımı aldı.

* Bu kitabın içinde yok yok… Bir kere kitaptaki silah satan şirketler, AB’ye girmemiz için gereken koşullar, Kıbrıs’ta olanlar, NSA, 17 Kasım örgütü hepsi gerçek. İkincisi; Türkiye’nin finans sektörü, nüfus karakteristiği, Avrupa’nın bize nasıl baktığı, ABD’nin tüm bunların arkasındaki cingözlüğü, İsrail, evangelistler, Golda Mair’in çizdiği Ortadoğu haritası falan her şeyi bomba bomba vermesem olmaz! Araya romansı öğeleri katmasam kitabı 600 sayfada bitirirdim, kimse alıp okumazdı.

* Peki bunu kim okuyacak? Bu kitabın hedef kitlesi iki tane. Bir; bugüne kadar Sinan Dorukan maceralarını okuyanlar. İki, komplo teorisi romanlarının alıcısı bir kesim varsa, onlar.

* Herkes beni okusun derdi mi bu? Öyle olsa bile Türkiye rekoru ‘Çılgın Türkler’dedir ve 72 milyonda 800 bin kişi okur. Dolayısıyla beni de 800 kişi okur. Bu da demektir ki, Türkiye beni veya hiç kimseyi okumuyor. Dolayısıyla ben boşuna mastürbasyon yapmıyorum, hoş bir konuda bir komplo teorisi yazdım. Türkiye’de yazarlıktan hayatını kazanan 12 kişi var, onların da bir kısmı pembe dizi yazar, öbürleri de akıllı ve hoş şeyler. Benim gibiler hoş bir tema yakaladığında okuyan da olur, okumayan da…

* Kitabı yazarken Soner Yalçın ve ekibinden etkilendiniz mi? İmkanı var mı etkinlenmememin… Ama ben onların ‘Sağır Oda’yı anlatış biçimlerinden etkilendim. Belgeselci olma karakteristiklerinden etkilendim.

Hakan Karahan ne biçim bir adam?

Hani kadınlar “Ben önce anneyim” derler ya, ben önce baba değilim, ben benim.
* Ben roman yazarıyım, edebiyatçı değilim. Ve okunan değil, bilinen bir yazarım…
* Ben şarkı sözü yazarı değilim, onlar şiirdi. Şarkıcı olmayan bir kadınla birlikte olsaydım, şiirlerim şiir olarak kalırdı.
* Benim günü gününe mutlu olamayacak kadar anılarım var. Günü gününe mutlu olmam için geçmişimi unutmam lazım. Gelecek için de plan yapmıyor olmam lazım. Daha doğrusu salak olmam lazım!
* Ben bankacılıkta her türlü adam gördüm, 10 ayda dizi setinde de her türlü adam gördüm, her türlü yazar da var demek ki… İş hayatımda bir kere üye olduğum Genç İş Adamları Derneği’nin toplantısına girmiştim, bir daha da tahammül edemedim.
* Film setlerinde o 64 kişinin futbol muhabbeti, enseye tokat, bilmem nereye parmak, o ucuzluk ve her şeyin kendini bir bok zannediyor olması ama olmayışı… Emin olun bir yerlerde de yazarlar rakı içip Türkiye’yi kurtarıyorlardır. Dolayısıyla ben ne o gruba aitim, ne Robert Kolej’e aitim, ne bankaya aitim ne bir yere aitim…

Candan da paparazzi sevmez!

* Niye sizi Candan Erçetin’le birlikte göremiyoruz? Çok dikkat ediyoruz. Bakın ben 47 yaşındayım. Candan 43 yaşında. Biz 12 yıldır beraberiz. Gece hayatından hoşlanmıyoruz. Bahçede oturup kendimize yakın gördüğümüz birkaç dostumuzla sohbet etmeyi severiz. Gürültü sevmeyiz, tantana sevmeyiz, gece kulübü sevmeyiz. Biz paparazziden hoşlanmayız. El ele, yanak yanağa etrafa poz vermeyi sevmeyiz. Onun da benim de kendi özel hayatımız, işlerimiz var.

* Bu yoğunlukta görüşebiliyor musunuz? Haftada iki-üç gün yemek yeriz. Onun dışında hep çalışıyoruz, bu dönemimiz böyle.

* Yani sizi birlikte göremeyecegiz… Göremeyeceksiniz çünkü biz aynı yerde yaşamıyoruz.

* Ayrı evlerde mi kalıyorsunuz? Evet. Biz normal insanlarız.

* Birlikte yaşayanlar anormal insanlar mı? Ben uzun yıllar birlikte yaşayan insanlarda çok anormallik görmüş bir adamım!

* Neden aynı evde yaşamıyorsunuz? Ben her şeyden korkarım, incitmemek için önlemlerimi alırım. Hoşlandığım, sevdiğim, kendime yakın bulduğum insanlardan bıkmak istemem. Ters bir söz söyleyip onları incitmek istemem. Her zaman formda, hoş olduğum vakitler çıkayım karşılarına. Onlar da mümkünse benim karşıma öyle çıksınlar. O yüzden ayrı evlerde yaşamanın daha sağlıklı olduğuna inanıyorum.

* Peki Candan Hanım kitabınızı beğendi mi? Ah kitaplarımı en acımasız eleştiren Candan’dır! Candan bir kere bilgi köklü kitaplara bayılır. Candan bu kitap çok fazla enformasyon veriyor diye beğendi. Ama acaba kurgu kısımları biraz daha fazla olsaydı, başkaları daha mı çok beğenirdi diye de yüksek sesle konuştuk.

Türk Sineması bu kadar bakir mi?

*Dünya ne filmler çekiyor! Ne zaman bu kadar reklam filmi çekip ama kendini sinemacı olarak tanıtan aslında reklam filmiyönetmeni olan ve şu anda son derecezengin olan insanlar bir tane doğru dürüstfilm yapacaklar? Bana mı düşücek o! Beklesinler oraya da geliyorum. 21 yılımı bankaya verdim, şimdi meşgulüm kitap yazıyorum, 6-7 yıl sonra adamların hatırı kaçmasın diye bir film çekerim belki o zamançıta yukarı gider.

* Niye risk almıyorlar? Bunların çoğu fakir fukara adamlar da değil. Niye gözünü Venedik, Cannes, Berlin film festivallerini kazanmaya endekslemiş bir Türk yapımcı, bir Türk yönetmen yok! Kaçıncı defa benim bayıldığım Şener Şen kabadayı eşkıya rolü oynayacak? Bunlar birbirlerinden bıkmazlar mı ya! Türk Sineması bu kadar bakir mi? Bunca adam bunca tecrübeyle iş yapmayacak da kim yapacak?

* Herkesin de bir senaryo sıkıntısı vardır. Bukadar kitap çıkıyor; oku, senaryolaştır. Mutlaka da bir finansman sıkıntısı vardır,e sat bir bina çek bir film… İnsanın 27 binaya sahip olması gerekmiyor.

Setteki üç kağıtların hepsini öğrendim.

Yazmaktan mutlu musunuz?
Mutluyum.

* Ya oyunculuktan?
Ben aktör değilim, sadece yazdığım Oğuz Bey karakterini oynadım. Tekrar fırsat gelirse seve seve oynarım ama bu kez ticari düşünürüm. Çünkü bu 10 ayda mutfaktan öğreneceğimi öğrendim. Oğuz Bey nasıl oynanır öğrendim. Senaryo nasıl yazılır iyi öğrendim. Sette dönen bütün üçkağıtları iyi öğrendim. Yapımcıyla kanal arasında geçen bütün kavgaları iyi öğrendim. Dolayısıyla ben bu 10 aylık mutfağa aşçı yamağı olarak girdim, şef yardımcısı olarak çıktım. Ama bana artık hiçkimse çırak muamelesi yapamaz!

* Yönetici, yazar, oyuncu ve sporcu… Başka ne olabilirsiniz?
Yapımcı.

* Şirket mi kuruyorsunuz?
İleride belki.

* Soner Yalçın’la mı çalışacaksınız?
Beni yarın öbür gün Osman Yağmurdereli ile ortak bir iş yaparken göremezsiniz… Yani Soner Yalçın’la ikimizin de proje bazında çalışması neden olmasın…

23-06-2007
SABAH

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Krad Türkçe

 

Bu Yazı Hakkında:

Bu yazı Çarşamba, Temmuz 11th, 2007 tarihinde 11:13 zaman diliminde Röportaj kategorisinde yazıldı. Bu yazının yorumlarını takip etmek için RSS besleme linkini kullanabilir, dilerseniz yorum yazabilirsiniz veya sitenizden geridönüm verebilirsiniz.


Yorum Gönderin

Önemli Not: Yorum listelenmesi site yönetimi tarafından onaylı olarak yapılıyor olabilir, bu durumda yorumunuzu tekrar göndermenize gerek yoktur.